Ölümün girmesi yasaktır: Asklepion

13/9/2008 · Kategori: Gezi yazıları


Bergama’da görülmesi gerekli yerlerden biri de Asklepion sağlık ve tedavi merkezi. Mitolojideki sağlık tanrısı Asklepieos'a adanan merkez, M.Ö.4’üncü yüzyılda yapıldı. M.S. 5'inci yüzyıla kadar da kullanıldı. Kapısında “Ölümün girmesi yasaktır” yazan, “Vasiyetnamelerin açılmadığı yer” olarak da bilinen Asklepion’da bugünde hasta tedavisinde hala  kullanılan telkin ve fizyoterapinin çeşitli şekilleri uygulanırdı.

Arkaik Dönem'e, hatta Bronz Çağ'ına kadar giden eski ve kutsal bir alan üzerine inşa edildiği düşünülen Asklepion’a alınan hastalar, 650 metre uzunluğundaki kutsal yoldan yürür, bugün bile içilebilen şifalı sudan içer ve bununla yıkanır, daha sonra hastalığın tedavisine başlanırmış.

Bu önemli sağlık merkezi, Bergama’ya Kutsal Yol (Via tecta) ile bağlanıyor. Kutsal yol, anıtsal kapıya, anıtsal kapıdan da kutsal alana ulaşıyor. Üç yanı Korint tarzında sütunlu galerilerle çevrili olan kutsal alan (Propylon) M.S II. yy ‘da bir tarihçi olan Konsül Claudius Charax tarafından yaptırılmış. 

Asklepion'un kutsal Alanı’nda  3500 kişilik tiyatro yapısı, İmparator Hadrianus’a ait kült salonu, kütüphanesi, yuvarlak planlı Asklepios Tapınağı, güney kesiminde Hellenistik Dönemden kalma üç küçük tapınak ile uyku odaları, Kutsal Kuyu ve havuzlar bulunuyor.

Şifalı su

Kutsal Kuyu’daki yazın serin, kışın ılık olan suyun göz hastalıklarına, banyo yapıldığında  göğüs hastalıklarına, astım ve ayak sorunlarına iyi geldiği, suyu içenlerin iyileştiğine inanılırmış. Adı üstünde kutsal su; mutlaka bir mucizesi olması lazım. Dilsiz birinin suyu içince, konuşmaya başladığı burayla ilgili aktarılan yüzlerce öyküden sadece biri.

Kutsal alanda iki çeşme var. Bunlardan biri tiyatronun yakınında. Üstü açık, mermer bir tekne ile donatılmış ve olasılıkla soğuk banyo önerilen hastalarca kullanılmış. Bu çeşmeden hala su akıyor. Her derde deva kutsal suya ayaklarımı tuttum; yorgunluğu bir anda gitti tabii ki.Gülümsüyor

Diğer çeşme batıda bir kayaya oyulmuş. Asklepion'u kazanlara göre hastalar burada biriken çamurlarla çamur banyosu yapıyor, sonra da teknede yıkanıyorlardı.

Kutsal kuyunun yakınında uzun bir yer altı tüneli bulunuyor. Bu tünelin tam olarak ne amaçla yapıldığı bilinmese de, hastaların soğuk ve sıcak havadan korunmasını sağlamak amacıyla yapılmış olabileceği kanısı yaygın. Tünel sapasağlam duruyor. Her iki ucunda merdivenler, tepesinde içerisini aydınlatan bir dizi delik bulunuyor. Geniş ve yüksek. İçine girdiğinizde önce biraz ürperiyorsunuz, etkileyici bir atmosferi var. Giderseniz sakın girmeden dönmeyin.

Bu yer altı tünelinin hemen kuzeyinde yuvarlak planlı Asklepios Tapınağı yer alıyor. Bu tapınak Roma’daki Pantheon örnek alınarak M.S 150 yıllarında Konsül L.C Rufinus tarafından yaptırılmış. Tapınağın sütunlu bir girişi bulunuyor. Tapınağın içinde dönüşümlü olarak 7 tane niş sıralanıyor. Girişin karşısındaki nişte tanrı Asklepios’un Kült Heykeli varmış eskiden.

Pozitif enerjiyi biliyorlardı

Asklepion’da uygulanan tedavi yöntemlerini burada 13 yıl kalmış olan hatip Aelius Aristides’ten öğreniyoruz. Aristides’e göre  doğa üstü yöntemler de tedavide kullanılıyordu. Tedavide hastanın kutsal alan sınırları içerisinde  telkinle uyutulması önemli bir aşamaydı. Kutsal Kuyu'nun güneybatısında, bugüne sadece temelleri kalan uyku odalarına bir törenle geçilirdi; Hasta, uyku odasına girmeden önce yıkanıp beyaz giysiler giyer, kuşak ya da yüzüğünü çıkarır, başı zeytin dallarıyla süslenmiş bir koyunu kurban ettikten sonra odaya girer, uyandığında ya iyileşmiş ya da o kadar şanslı değilse, rahiplere anlatacağı bir düş görmüş olurdu. Bu düşe göre rahipler, daha dünyevi tedavi yolları öğütlüyorlardı. Rüya çok kesin değilse de rahiplerce yorumlanırdı. Yani Asklepion’da rahiplerle hekimler, hastaların tedavisinde birbirlerini destekliyorlardı.

Asklepion’a diğer hastaların moralini bozacağı düsüncesiyle ölümcül hastalar alınmazmış. Nedeni ise mekana negatif enerjinin girmesini engellemek. Örneğin tüneldeki hastalara “İyileşeceksin, iyileşeceksin” diye sürekli telkin gönderildiği de kayıtlardan anlaşılıyor. Hastalığı yenmek için iyi şeyler düşünmek, pozif enerjiyle olaya yaklaşmak bugünde tedaviyi destekleyen yöntemlerden biri değil mi?

Galenos’a saygıyla

Asklepion’dan sözederken,  Antik Çağın, Hippokrates'ten sonraki en büyük hekimi kabul edilen Galenos’u da anmak gerekli. Galenos, bugünkü tıbbın atalarından biri.Gladyatörleri tedavi ederken insan anatomisini iyice tanıyan Galenos, damarların hava değil sıvı taşıdığını, kasların tek tek değil takım hâlinde görev yaptığını, göğüs kaslarının solunumdaki rolünü, kalp atışları ile nabız arasındaki ilişkiyi açıklamış, omuriliği zedelenen bir canlının felç olduğunu saptamış, sinir sisteminin önemini ortaya koymuş, sindirim ve boşaltım sistemlerini incelemiş. 

Hastaların şükranlarını belirttiği yazıtlarda Galenos’un üç temel öğeyi prensip edindiğini anlıyoruz: Perhiz, sıcak ve soğuk banyo ile beden hareketleri... Sindirim bozukluğu şikâyetiyle gelen bir Milaslı’ya  ekmek, peynir, maydanoz, marul ve ballı sütten oluşan bir perhiz verilmiş, çıplak ayakla dolaşması, her gün koşması, çamur banyosu yapması ve sıcak bir banyo almadan önce vücudunu şarap ile ovması öğütlenmiş. Sağlıklı yaşamın temel prensiplerini taa antik çağda koymuş Galenos..

Galenos, ayrıca hekimlik kurallarına bugünkü halini veren aziz bir kişilik. Hippokrates'in koyduğu ve onun zamanına kadar uygulanan kuralları tersine çevirerek, “temel düşünce insanlığa hizmettir; hekim yalnız dostu değil düşmanı iyileştirmek için de elinden geleni yapmakla yükümlüdür” şeklinde yerleşmesini sağlamış. Günümüzde eczacılığın bir dalı (Pharmacie Galeniqe) onun adını taşıyor.

 

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »